10.Sınıf Edebiyat 2010 - 2011 Sezon 106 - 117 arası cevaplar

2011-03-01 20:30:00

SAYFA 106
26.Hurşidname adlı metnin anlatım biçimi öyküleyici anlatımdır.

27.”Hurşidname” adlı metinin olay örgüsü
Ø Hurşid ile Boğa Hanın savaş meydanında karşılaşmaları
Ø Hurşid ile Boğa Hanın diyalogları
Ø Hurşid’in yüzünden zırhı kaldırması ve Boğa Hanın Hurşid’in güzelliğinden kendinden geçmesi
Ø Hurşid’in Boğa Hanı öldürmesi
28.Teması aşktır.

EK BİLGİ: (mutlaka okuyunuz)
Bu eserin tenkitli metnini hazırlayıp inceleyerek ilim âlemine
sunan Prof Dr. Hüseyin AYAN “Hurşîd-nâme’de Aşk” başlığıyla, eserdeki beşerî ve ilahî aşkın tezahürü üzerinde durmuştur. H. Ayan burada, beşerî aşkla ilahî aşkın eserde yan yana
yürüdüğünü ve bunların birbirinden ayrılmasının güçlüğünü belirtir. Hurşîd’in
güzelliği, bu güzelliği görenin bayılması ve uzun süre kendisine gelememesi,
görmeden âşık olma, aşkın ve âşıkların hâlleri, aşk-akıl ilişkisi, aşkın söz, saz ve resim yoluyla ortaya çıkışı ve sözün etkisi… gibi konuların ele alındığı kısımda, Şeyhoğlu’nun aşk hakkındaki fikirleri de verilmiştir. H. Ayan bunları şöyle sıralar:
“1. Aşkın gizli nice dünyaları vardır ki akıl bunlardan asla
haberdâr olmaz,
2. Aşka boyun eğmeyenler bu âlemlerden bîgânedir,
3. Âşık olmayan insanların kişiliği yoktur,
4. Âşık olmayan insanlar gözden, kulaktan dilden ve dudaktan lezzet alamazlar,
5. Âşık olmayan insanlar, ne insanın ne kâinatın sırrını ve seyrini temâşâ edemezler.”
H. Ayan bunlardan sonra; bu beş unsurla aşkı târif ederek çeşitli açıklamalar yapmayı da ihmâl etmez. Bu açıklamalarda görülen husus, beşerî aşkın tarifine, ilâhî aşkı karıştırma temayülünün ağır basmakta olduğudur.” değerlendirmesini yapar.
29.Metin olağan üstü özellikler taşıyan gerçek hayatta karşılaşamayacağımız olaylar ve karakterlerin olduğu tamamen kurmaca bir metindir.

2.Etkinlik
HURŞİD: İran Şahının kızı.Uğruna ölünecek kadar güzel, kıvrak zekalı, iyi eğitimli, savaşçı, yiğit, cesur…
FERAHŞAD: Mağrib ülkesinin hükümdarının oğlu, Hurşid’e aşık…

30.
zaman :“yüzünden örtüyü kaldırdıktan sonra, geceleri, ertesi günü, savaşın kızıştığı sırada…” gibi belirsiz zaman ifadeleri

mekan: “Bir kaleye, Mağrib şehri, savaş meydanı” gibi mekanlar…Bu mekanlar sadece yer adı olarak geçmiş tasvir edilmemiştir.



31.Metnin manzum kısmında 4. 7. 12. 15. 16. 20. 22. 23. beyitlerde sanatlı söyleyiş vardır.Örneğin;
12.beyitte “Bütün kemiklerinin bağı çözüldü, kuşu uçtu, budağı sarsıldı.”
Mübalağa istiare
20. beyitte “Güneşin yüzünden kara bulutun kalktığı gibi hemen ay yüzünden zırhı kaldırdı.”(teşbih sanatı) vb….
Bu sanatlı söyleyişler(bu içerik önce blogkafem.blogspot.com’da yer almıştır.Lütfen ziyaret edin) anlatımı kuvvetlendirmekte, ifadenin süslü ve edebi olmasını , söylenmek istenenin zihinde daha belirgin ve güzel bir şekilde anlatılmasını sağlamaktadır.

32.Mesnevinin uyak şeması:
aa/ bb/ cc/dd /ee / ff (mesnevilerde her beyitin kendi arasında uyaklı olduğunu unutmayınız.)

33.Hurşidname mesnevisinde mesnevi türüne ait özellikler:
Ø Beyitlerle yazılmıştır.
Ø Uyak düzeni aa/ bb/ cc / dd/ ee/ ff…dir.
Ø Aşk teması işlenmiştir.
Ø Aruz ölçüsüyle yazılmıştır.(Kalıbı mefâîlün / mefâîlün /feûlün )
Ø Öyküleyici anlatımla masal havasında anlatılmıştır.

34.ŞEYHOĞLU MUSTAFA’NIN EDEBİ KİŞİLİĞİ:
· 14.yüzyılın şöhretli mesnevi yazarıdır.
· Edebi yönü çok kuvvetlidir.
· Nesir alanında da oldukça ustadır.
· Eserlerini Türkçe ile yazmanın güçlüğünden şikayet eder.
· İran edebiyatının önde gelen isimlerinden ve özellikle bunlardan Ferîdüddîn Attâr ve Senâî’nin, Şeyhoğlu’nun edebî kişiliğinin oluşumunda önemli rol oynamıştır.
· “Şair, Hurşîd ü Ferahşâd’da, o zamana kadar bir
mesnevide bulunması belirlenmiş hususların hiçbirisini ihmal etmemiştir.
· Şeyhoğlu Mustafa, Şehnâme’den aldığı epizot ve motiflere başka kaynaklardan ve özellikle Türk tarihi ve geleneklerinden ilâveler yaparak bunları yerli yerine koymuş, olayın bütün inceliklerini nazımla söylemiş ve bu uğurda büyük emek harcamıştır. Eserin hacmi (7903 beyit) yanında, her beytine büyük özen göstermiştir.

SAYFA 107

 

 

3.
Battal Gazi: Kahramanlık yönü bulunan gözü pek, yiğit, cesur bir komutan...
Boğaç Han: Yiğit, cesur,kahramanlık yönü bulunan aile değerlerine bağlı...
Danişment: Kahramanlık yönü bulunan gözü pek, yiğit, cesur, alperen
Hurşid: Uğruna ölünecek kadar güzel, kıvrak zekalı, iyi eğitimli, savaşçı, yiğit, cesur…

4.Bu kahramanların ortak özellikleri olağanüstü özellikler gösteren kahramanlık yönleri olan ideal tiplerdir.

5.Eserlerdeki çekirdek gerçeklik zamanla halkın hayal gücünün etkisiyle olağanüstülükler kazanmıştır.Bu dönem metinlerinde fetih , gaza ve kahramanlık temaları halk arasında büyük rağbet görmüştür.
6.
Ø Olağanüstülüklerin görülmesi
Ø İdealize edilmiş kahramanların varlığı
Ø Olay örgüsü yer ,zaman ve kişi unsurlarının metnin yapısını oluşturması
Ø Öyküleyici anlatımın kullanılması
Ø Hurşidname hariç anonim nitelikte olması gibi özellikler metinlerde yer alan masal ve destan unsurlarıdır.
Ø Dönemin zihniyetini yansıtması (destan unsurları)
7.Bunun sebebi kahramanlık temasının her dönemde hep ilgi görmesi ve insanoğlunun ideal olan her şeye ilgi duyması ve yüceltmesi olabilir.
8.Tüm ödevler için -> blogkafem.blogspot.com / blogkafem.net

SAVULUN BATTAL GAZİ GELİYOR
LEYLA İLE MECNUN
DELİ DUMRUL
9. Her iki metnin yapısı olay örgüsü, yer zaman ve kişilerden oluşur.Her iki metinde de ilahi bakış açılı anlatıcı ve epik bir anlatım ,yalın ve anlaşılır bir dil vardır.Her iki metinde de kahramanlık teması işlenmiştir.

Benzer özellikler taşımasının sebepleri:
ikisinin de Türk kültüründen beslenmesi
İkisinde de milli değerlerin ön plana çıkarılması
İkisinde de kahramanlık temasının işlenmesi
İkisinde de topluma mâl olmuş lider vasıflı kişilerin bulunması
Edebi geleneğin etkisi

SAYFA 109
DEĞERLENDİRME
1.DEDE KORKUT HİKAYELERİNİN TÜRK EDEBİYATI AÇISINDAN DEĞERİ VE ÖNEMİ
Dede Korkut Hikayeleri destan geleneğinden halk hikayeciliğine geçişin ilk ürünüdür.Bu hikayeler Türk ruhuna Türk düşüncesine Türk kültürüne ışık tutan en açık belgelerdir.Destan özellikli ve pek çok halk kahramanının mücadeleleri anlatılan Dede Korkut hikâyelerinde; güzel ve hikmetli sözler.Türkler’in tarihine ait rivayetler, han ve beyler hakkında methiyeler, Türk töresine ait pek çok konular işlenerek, iyilere methiye ve kötülere eleştiri vardır. “Dede Korkut Kitabı”nda (Dede Korkut ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan=Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı) 12 destan özellikli hikâye yer alır ve bu kitap, İslâm öncesi ve sonrasında Türkler’in yaşayışını, dilini, tarihini, edebiyatını ve kültürünü içerir. Akıcı ve halkın kullandığı Türkçe ile yazılmış olan bu kitap; gerçek bir şaheserdir. Kitapta, “Dede” ve “Ata” olarak geçen ve “Korkut Ata” olarak da bilinen Dede Korkut, Türkmen, Kazak, Özbek ve Karakalpak boyları arasında bu adlarla bilinmektedir.Türk dünyasının bilge atası olan Dede Korkut ve onun hikâyelerinde; Türk toplumunun savaşları ve barışları ile birlikte, aile ve eğitim yapısıyla üstün ahlâk ve karakter sağlamlığı dikkati çeker.
2. (Y)
3.(D)
4.(Y)
5. Danişmentname
6.kahramanlık , aşk
7)(A) aa/bb/cc/dd/ee…
8)(A)

Sayfa 110 ve Sonrası
Hazırlık
NASREDDİN HOCA(1208-1284)
Türk halk bilgesi ve fıkra kahramanı .Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, 1284 yılında Akşehir'de öldü.Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

13 ve 14. yüzyıllar, Anadolu’da yaşayan Türk insanı için oldukça sancılı geçen yüzyıllardır. Bu yüzyıllar içinde büyük Türk devletlerinden olan Selçuklu Devleti güçlenmiş olsa da aslında Anadolu’da yaşayan Türk halkı için zorlu yıllar yaşanmıştır.

Örgün eğitimin günümüzdeki kadar yaygın olmadığı bu dönemlerde tekke ve medreseler halkın eğitiminde çok büyük bir öneme sahiptir.Tekkeler, tasavvuf düşüncesinin, anlayış ve terbiyesinin derinleştirildiği ve halka takdim edildiği bir yerdir. Tekke , zâviye, hankah, âsitane ve dergâh gibi isimler altında birbirinden hemen hemen farksız olan bu kuruluşlara insanlar, dünya hayatının çeşitli meşakkat ve sıkıntıları ile yorulan ruh ve bunalan gönüllerini dinlendirmek için giderlerdi. Onlar burada bir araya gelip boş zamanlarını değerlendirirlerdi.Tekkeler, özellikle kuruluş yıllarında, şeyhler tarafından seçilen yerlerde kuruluyorlardı. Bundan dolayı onlar, etraflarındaki insanların mânevî ihtiyaçlarını temin ederek, bölgelerinin insanlarına sahip çıkıyorlardı. Böylece Kur'an'ın tavsiye ettiği bir metod olan hikmet ve güzel öğütle insanları dine ve hakikata çağırıyorlardı.13. yüzyılın en önemli oluşumlarından biri Mevleviliktir. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin düşüncelerinin yaygınlaştırılması amacıyla Mevlana’nın oğlu Sultan Veled tarafından kurulan Mevlevilik, halkı Tanrı’ya davet etmiştir. Tanrı sevgisinden, insan sevgisinden hareketle, insanların isyan etmeleri engellenmiştir. Mevlevilik, insanlara huzuru sunmuş ve onların birbirlerine düşmelerini engellemiştir. Mevlana’nın şiirleri ve öyküleri halkı aydınlatmış ve insanlarımızın sevgi dolu bir ortamda yaşamalarını sağlamıştır. (Aralık 2006 Edebiyat Sandığı) 13 ve 14. yüzyıllarda Bektaşilik ortaya çıkmıştır. Bektaşilik, Hacı Bektaş-ı Veli’nin evrensel insan sevgisini yaymaya çalışmıştır. Din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmadan insanları eşit görmek gerektiği anlayışı halka yerleştirilmiştir. Türk insanının barışçıl yaklaşımı, Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli gibi düşünürlerin etkisiyle güçlenmiştir diyebiliriz.
13 ve 14. yüzyıllarda çok büyük Türk şairleri ve düşünürleri yetişmiştir. Bu sancılı dönemlerde düşünür ve sanatçılarımız, Türk insanının derdine derman olmuştur. Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Gülşehri, Ahmedi, Kadı Burhaneddin, Nasreddin Hoca bunların en önemlileridir.

SAYFA 111
1.Makalat'tan adlı metinin anlatımı mensur (düz yazı) biçiminde öğretici anlatımdır.

2.Makalât dört kapı-kırk makam tertibi üzre kaleme alınmıştır. Bu tertip, Anadolu’daki ilk mutasavvıf olan Ahmed Yesevi'nin "Fakrnâme"siyle hemen hemen aynıdır . Dört kapı (şeriat-tarikat-ma'rifet-hakikat) kırk makam anlayışı Türk mutasavvıflarının kabul ve takip ettikleri bir sülük(yola girme) anlayışıdır. Bektaşilik,bu “Dört Kapı Kırk Makam” öğretisi ile somutlaştırılmıştır. İnsan, olgunlaştırma ve yetiştirmeye yönelik evrelerden geçirilerek toplumsallaştırılmaya çalışılır.

3.Makalât'taki bazı ek ve kelimeler günümüz Türkçesine göre ses değişikliğine uğramıştır.Bazı kelimeler de kullanımdan düşmüştür.

a) Metindeki günümüz Türkçesinde kullanılmayan kelimeler: "bahıllık,pes,hasad,nayıb, subaşı..." gibi sözcüklerdir.
bahıl:cimri
nayıb:(naib):Tahtta hükümdar olmadığı zaman veya hükümdarın çocukluğu sırasında devleti yöneten kimse:
pes: şimdi
hasad:hizmetçi
subaşı:Subaşılar Osmanlı Devleti döneminde; barış zamanında asayişi sağlayan, savaş zamanında da orduda çeşitli görevlerde bulunan subaylardır.(günümüzde "subay" sözcüğü)
Tarihi süreç içerisinde dildeki kelimelelerin değişmesinin sebepleri:
Kültürel sosyal ve kültürel değişmeler
savaşlar, göçler
b)didik > dedik
vardur > vardır
öyke > öfke
kal'a > kale
c)
Şeytanın yardımcısı nefstir.Şeytanın muhafızları da kibir, hased, cimrilik, aç gözlülük, öfke , gıybet ve kahkaha, masakaralıktır.Bunların hepsi sabırla hayra döner.
İnsana cimrilik gelirse cömertliği ona havale etmek gerek.
Hased, cimrilik,açgüzlülük dünyayı terk etmekle ortadan kalkar.
Kibrin aslı şeytan ; miskinliğin(ek bilgi: miskin:tasavvufta) yoksul, benliğinden geçmiş kişi) aslı ise Rahman'dır.
İnsanoğlu yüzünü Allah'ın dileğine döndürmelidir.(çalap Eski Anadolu Türkçesinde Tanrı demektir)...
ç) Metnin yazılış amacı: Hacı Bektaş-ı Veli eserini döneminin tasavvuf ve hayat anlayışını ,Allah aşkını ve bu aşkın verdiği coşkuyu ,İslam inancının kaynaklarını öğretmek amacıyla yazmıştır.
d)Metin öğretmek, aydınlatmak, bilgi vermek amacıyla yazıldığı için dil sade ,açık, anlaşılırdır.

SAYFA 112
4.Metnin anlatım biçimi manzumdur. (şiir şeklinde)
5.Makalat mensur şekilde Garibname ise manzum şekilde yazılmıştır.Buna göre:

ÖĞRETİCİ METİNLERİN ANLATIM BİÇİMLERİ

MANZUM METİNLER MENSUR METİNLER

6. Bu metinler öğretici metinlerdir.İslam medeniyetinin şekillendirdiği Türk kültürünün izlerini taşır.Biçim bakımından manzum şekilde kaleme alınmışlardır.Mesnevi nazım biçiminin özelliklerini taşırlar.Metinlerin bağlı bulunduğu gelenek tasavvuf geleneğidir.
7) Eklenecek.

Sayfa 113
8. PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR
· Hoca bir gün Konya’ya gitmek üzereyken etrafını saran çocuklar düdük isterler.
· Çocuklar sadece biri ısmarladığı düdüğün parasını Hoca’ya verir.
Ø ANA DÜŞÜNCE: "Parasını verdikten sonra isteğini elde edebilirsin”
Veya “Bazı şeylere bir bedel karşılığında sahip olunabilir.”

Diğer fıkraları verilen örneğe göre kendiniz yapınız
Bir gün Hoca Konya’ya gitmek üzere yola çıkar.Akşehirli çocuklar etrafını sararak düdük ısmarlar. (GİRİŞ BÖLÜMÜ)
Yalnız bir tek çocuk ısmarladığı düdüğün parasını peşin verir...Doğrusu ile başlayan cümleye kadar ( GELİŞME BÖLÜMÜ)
-Çocuklar öyle yağma yok!Parayı veren düdüğü çalar, der (SONUÇ BÖLÜMÜ)

SAYFA 115
12)
Makalat : Döneminin tasavvuf ve hayat anlayışını ,Allah aşkını ve bu aşkın verdiği coşkuyu, İslam inancının kaynaklarını öğretmek.
Garib-name : Anadolu Türklerine tasavvuf ve hayat anlayışını öğretmek
Nasrettin Hoca : Mizah anlayışı çerçevesinde kıssadan hisse çıkartmak
Yüz Hadis : Kur’an ve Peygamber sevgisi ile bunlara tabi olmanın gerekliliğini anlatmak
Kaabusname : Devlet adamlarına öğüt vermek

13. 14.YÜZYIL NESRİNİN(DÜZ YAZISININ) DİL ÖZELLİKLERİ
v Eserlerde kullanılan dil sade ve anlaşılırdır bir dildir.
v Cümleler açık ve kısadır.
v İslam medeniyetinin etkisiyle nesir dili yeni kavram ve söyleyişlerle zenginleşmiştir.

İSLAM MEDENİYETİNİN ETKİSİ
v Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalar kullanılmıştır.
v Yeni kavram ve söyleyişler dile girmiştir.
v Aydınlatıcı, telkin edici ve yol göstericidir.
v Tasavvuf ön plandadır.

14)
Makalat Döneminin tasavvuf ve hayat anlayışı ,Allah aşkını ve bu aşkın verdiği coşku ,İslam inancının kaynakları
Garibname Dini-tasavvufi konular
Nasrettin Hoca Çok çeşitli konularda dersler alınabilecek toplumsal konular
Yüz Hadis Peygamberimizin hadisleri
Kabusname Devlet adamlarına öğütler

ANLAMA-YORUMLAMA
1.Makalat’ta verilen öğütler günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

2.Bu durum Nasrettin Hocanın halkın kendisini temsil eden ulusal bir tip olmasına bağlanabilir.

3.Günümüzde Nasreddin Hoca'nın yeni olaylar ve yeni kişilerle karşımıza çıkması, hem sözlü geleneğin hem de Hoca'nın, kültür içerisinde sağlıklı bir şekilde yaşadığını gösteriyor. Yüzyılımızın insanının Nasreddin Hoca fıkrası üretmesi, Nasreddin Hoca fıkralarının dejenere olması olarak izah edilemez. Aksine, bir fıkra tipi olarak Hoca'nın ne derece etkili ve canlı olduğunu gösterir.

1.Etkinlik
Nasreddin Hoca’yı ve fıkralarını doğru anlayabilmek için onun kişilik yapısının bilinmesinde fayda vardır. Nasreddin Hoca, her şeyden önce Türk-İslâm kültürü ortamında yetişmiş bir şahsiyettir. İlk dinî ve ahlakî bilgilerini babasından almış, ardından medreselerde dinî tahsil görmüştür. Dolayısıyla Türk-İslâm kültürünün değerlerini bilen ve onlara bağlı olan bir insandır.
Hoca, bir cemiyet adamıdır. Yaptığı imamlık, kadılık, müderrislik gibi görevlerde halkla hep içi içe olmuştur. Dolayısıyla halkı ve sorunlarını iyi gözlemleyen ve iyi bilen bir insandır.
Hoca, yaratılıştan çok zeki bir insandır. Ama bu durum, ona mal edilen kimi fıkralarda olduğu gibi asla kurnazlık şeklinde bir zekilik değildir. Doğruyu düşünen ve düşündürtmek isteyen bir zekiliktir.
Hoca, tatlı dilli, güler yüzlü, hoşgörülü, herkese önce insan olarak değer veren ve ona göre davranın birisidir. Toplumsal ilişkilerinde ve diyaloglarında çok başarılıdır. Kişisel ve toplumsal eleştirilerini kimseyi kırıp incitmeden yapar. Halk da onu bu yüzden çok sevmiş ve kendinden saymış, o devirde yaşanan haksızlıklar karşısında onu kendi sözcüsü kabul etmiştir.
Hoca, bir toplum eğitimcisidir. Nükteleriyle halkın yanlış gördüğü davranışlarını düzeltmeye çalışmıştır. Ama bunu yaparken pedagojik esaslara son derece riayet eder. Ayrıca bu eğitimcilik görevini imamlık ve müderrislik gibi resmi görevleriyle de yerine getirmiştir.
Hoca, dili çok iyi kullanır. Kelimelerin etki gücünden mükemmel şekilde yararlanır. Üstelik hazırcevaptır. Hiçbir sözün altında kalmaz. Ama söylediği her söz bir bilgi ve hikmet ürünüdür. Dolayısıyla boş sözlere itibar etmez. Kısa ve özlü anlatımı tercih eder.
Hoca’nın fıkralarındaki asıl amacı asla güldürmek değildir. Asıl amacı düşündürmek ve bir ders vermektir. Fakat bunu yaparken şaka yollu takılmayı, tebessüm ettirmeyi öne çıkarır. Bu durum onun kişiliği kadar devrin ağır ve zor şartlarıyla da ilgilidir. Hoca, bu yolla insanlara inanç ve umut aşılamış, zorlukların tebessüm yoluyla kazanılacak iyimserlikle aşılabileceğini göstermiştir.
Hoca, toplumsal sorunlara karşı çok duyarlıdır. Adaletsizlik, bilgisizlik, haksızlık, ferdi anlamda kişilerde görülen yalancılık, tembellik, kıskançlık, görgüsüzlük gibi her türlü olumsuz davranışla mücadele eden bir kişidir.
Hoca, barış insanıdır. Hangi sorunu ele alsa bunu kişileri kırmadan, rencide etmeden ele alır ve problemi çözer. Çocukla çocuk, büyükle büyük olmasını bilir. Muhataplarının seviyesine göre hareket eder. Herkesin iyiliğini, esenliğini ister.
Hoca, kendisiyle ve hayatla da barışık bir insandır. Onun sevgisi insanları kucakladığı gibi diğer varlıkları da kucaklayan bir sevgidir. Eşeğine olan düşkünlüğü bu yönünün en güzel kanıtıdır.
Hoca, bu özellikleriyle milletimizin asırlar boyunca olgunlaştırdığı değerleri, dünya görüşünü ve mizah dehasını temsil eder.

SAYFA 116
v Aşık Paşa XIV. asrın, Türk dili için çalışan ve Türk dili edebiyatının gelişmesine değerli hizmette bulunan en önemli şahsiyetlerden biridir.
v Tasavvuf düşüncesini Anadolu halkına Türkçe öğretmeye çalışmıştır.
v Yaşadığı dönemde şairler arasında Farsça çok yaygınken O Garipname adlı eserini Türkçe yazmıştır.
v Türkçeye layık olduğu değeri veren milli bilince sahip bir şairdir.
5.Türklerin Tanrı’yı Türk dilinde anlaması için eserini Türkçe yazmıştır.Aşık Paşa gibi Kaşgarlı Mahmut da Türk diline çok veren, Türkçenin üstün özelliklere sahip bir dil olduğunu düşünen ve Türkçenin gelişmesi için büyük hizmetleri olan ilim adamıdır.

DEĞERLENDİRME
1.) Eserlerde kullanılan dil sade ve anlaşılırdır bir dildir.
Cümleler açık ve kısadır.
İslam medeniyetinin etkisiyle nesir dili yeni kavram ve söyleyişlerle zenginleşmiştir.
Sanat yapma amacı güdülmez.
2. (Y)
3. (Y)
4. (Y)
5. MAKALAT
6. ÖĞRETİCİ
7.(E)

Sayfa 117  Devamı İçin Tıkla

Kaynak:www.blogkafem.blogspot.com

205
0
0
Yorum Yaz