10.Sınıf Edebiyat 2010 - 2011 Sezon 117 - 135 arası cevaplar

2011-03-01 21:05:00

 

2.Gazelde işlenen aşk teması somut ifadelerle ifade edilmiştir. Örneğin şair sevgiliye kavuşma arzusunu mumla somutlaştırmıştır.Yine gazelde aşık durumunu bir hastaya benzetiyor, tıpkı bir hastanın doktordan deva beklemesi gibi sevgiliden deva bekliyor.

3.Gazel divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegaüzzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Arapça'da "Kadınlarla Âşıkça söyleşi" manasına gelmektedir. İlk Gazel'i 530'da ölen İmruü'l-Kays'ın yazdığı söylenmektedir. İlk dönemlerde (İslam dininin ilk dönemlerinde) fazla ilgi görmemekle birlikte tepkiler de toplayan gazel daha sonra İran edebiyatında çok büyük ilgi görmüş ve Osmanlı Edebiyatı'na da buradan geçiş yapmıştır. Osmanlı Edebiyatı'nda gazelin en güzel örneklerini Fuzuli,Baki, Şeyhülislam Yahya, Nabi,Nedim,Şeyh Galib vermiştir.
Ø Gazel beyit denilen ikili dizelerden oluşur.
Ø konusu genellikle liriktir.
Ø Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir.
Ø Gazelin ilk beyti "matla", son beyti ise "makta" adını alır.
Ø Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı olur (aa, ba, ca ...). Birden fazla musarra beytin bulunduğu gazel zü'l-metali, her beyti musarra olan gazel ise müselsel gazel adıyla bilinir.
Ø İlk beyitten sonraki beyte "hüsn-i matla" (ilk beyitten güzel olması gerekir), son beyitten öncekine "hüsn-ü makta" (son beyitten güzel olması gerekir) denir.
Ø Gazelin en güzel beyti ise beytü'l-gazel ya da şah beyit adıyla anılır. Bunun yeri ya da sırası önemli değildir. Bazı gazellerin matlasını oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matlası ikinci dizesi olarak yenilenmesine "redd'i-matla" denir. Şair mahlasını (şairin takma adı, ya da tanındığı ad) maktada ya da "hüsn-ü makta"da söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla "mahlas beyti" ya da "mahlashane" olarak anılır. Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına hüsn-ü tahallüs denir.
Ø Dize ortalarında uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı 5’in altında bulunan gazellere de "natamam" gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüştürdüğü gazellere "tahmis", "terbi" adı verilir. Bütün beyitlerinde aynı düşüncenin ele alındığı gazeller "yek ahenk gazel", her beyti öncekinden ustalıklı biçimde söylenmiş gazeller de "yek avaz gazel" olarak adlandırılır.
Ø Gazeller konularına göre de çeşitli isimlerle tanımlanır. Aşka ilişkin acı, mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazeller "aşıkane", içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara "rindane", Yalnızca kadından bahseden gazeller "Şuhane", Öğretici konuları öğüt verici biçimde işleyenlere "Hakimane" denir.
Ø Aşıkane gazellere en iyi örnek Fuzûlî’nin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Bâkî’nin gazelleridir. Kadını, içkiyi ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örneğin Nedîm’in gazelleri, "şuhane", öğretici nitelikli gazellere, örneğin Nâbî’nin ve Gülşehri'nin gazelleri, "hakimane gazel" denir. Ayrıca felsefi konularda yazılmış gazeller de vardır.
Ø Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazılmış gazeller de vardır. Gazelleri makamla okuyan kişilere "gazelhan", gazel yazan usta şairlere ise "gazelsera" adı verilir.
Ø Gazel, Türk müziğinde ise şiirin bir hanende tarafından doğaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak da bilinir.

2.ETKİNLİK
Matla beyiti : Gazelin ilk beyitine matla((doğuş yeri)denir. Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır.(aa)
Hüsnü matla: Matla beyitinden sonra gelen beyite hüsn-i matla
Beytü’l gazel: Gazelin en güzel beyitine beyt'ül gazel denir.Buna şah beyit de denir.
Hüsnü makta: makta beyitinden bir önceki beyite hüsn-i makta denir.
Makta beyiti : Gazelin son beyitine makta (bitiş, kesiliş yeri) denir.
Taç beyit : Şairin isminin geçtiği beyte taç beyit denir.

Sayfa 119
3.ETKİNLİK:
TERİM METİNDE GEÇTİĞİ BÖLÜM
Matla beyiti : Meni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

hüsnümatla: Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

Beytü’l gazel: Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı

Hüsnümakta : Değüldüm ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı

Makta beyiti : Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

Taç beyit : Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

3. Gazeldeki gerçek anlamı dışında kullanılan söz ve söz grupları:
Ø murâdım şem'i yanmak: isteğinin gerçekleşmesi
Ø bîmar: gerçek anlamı hasta gazelde ise aşık ,aşk derdine düşen anlamında…
Ø Gözlerinden kanlı yaş akmak: Aşk acısından dolayı acı ve ıstırap çekmek
Ø Kara: gerçek
anlamı siyah renk ; gazelde kara baht: kötü talih, kısmet, kader
Ø Ruşen : aydın, parlak; belli, meydanda. Gazelde sevgiliye sevdiğini belli etmek, açıklamak anlamında…

4.)Benzer ifadeler: . Şairin kanlı göz yaşlarını ilk baharda bulanık akan sulara benzetmesi
Âşığın , sevgilinin gül yanağına karşı kanlı göz yaşı dökmesi
sevgilinin gül yanağı yüzünden gözünden kanlı yaş gelmesinin sebebini bir başka olaya gül mevsiminin gelmesine ve bu mevsimde suların akmasına bağlanması
“Kara bahtım uyanmaz mı?” sorusu ile cansız bir kavrama insana mahsus bir özelliği yüklemesi
Şairin kendisini aşk yüzünden deli, divāne olmuş bir rinde benzetmesi
Bu örneklerden hareketle Divan şiirinde gözlem önemlidir.

EK BİLGİ: Dîvan şâirlerinin eserlerini incelediğimiz zaman, sıradan veya çok kötü bir şâir değillerse, bir sanatkârda olması gereken özellikleri taşıdıklarını tespit edebiliyoruz. Dîvan şâirinin en dikkate değer özelliği iyi bir gözlemci olmasıdır. Tabiatı ve çevresini son derece dikkatle gözleyen ve bu gözlemlerini hayâl ve sanatkârlık gücüyle kaynaştırıp, bilgi ve sanat anlayışıyla, vezin, nazım şekli ve
tercih ettiği dili kullanarak, tadına doyum olmayan, dantel gibi işlenmiş eserler meydana getirdiklerini görüyoruz. Temelinde şâirin yaşadığı sosyal ve tabiî çevrenin izlenimleri bulunan bu şiirler elbette ki bu çevrelerle sıkı sıkıya bağlı ve eğitim ve kültür seviyesi ne olursa olsun, o çevre içinde yaşayan herkesin ilgi ve beğenisini kazanabilecek özellikleri taşıyan sanat eserleridir. Dîvan şiiriyle ilgili olarak bugüne kadar yapılmış olan tahlil ve şerh çalışmalarını incelediğimiz zaman görüyoruz ki Dîvan şâiri günlük hayatında kullandığı ve çevresinde gördüğü, iğneden ipliğehemen hemen her şeyi, şiirinde kullanmıştır. Bu da Dîvan şâirinin hayata ve çevresine nasıl sıkı sıkıya bağlı, onunla bir bütünlük içinde olduğunun en önemli delillerinden biridir. Bütün bu malzemenin Dîvan şiirinin genel karakteri ve prensipleri dahilinde kullanılması tabiî bir hadisedir. Çünkü her edebî tarzın kendine has tercihleri vardır. Bu da bir tarza sahip olmanın gereğidir.( Doç. Dr. M. Nejat Sefercioğlu)

5.)
1.beyit : yakınma
2.beyit : sitem
3.beyit : Şüphe, korku
4.beyit : Talihe şikayet
5.beyit : Aşk acısı
6.beyit : Sevgilinin güzelliği
7.beyit : Aşk



6.İlişkilidir. ANA TEMA: AŞK

SAYFA 120
7.Konu bütünlüğü olduğu için yek-ahenk gazeldir.

4.ETKİNLİK
Kamu bîmârına cânân /deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman/ beni bîmar sanmaz mı

d----Kamu bîmârına cânân
d----deva-yı derd eder ihsan -----------> “an” tam uyak
d----Niçün kılmaz bana derman
b----beni bîmar sanmaz mı

Şeb-i hicran yanar cânum / töker kan çeşm-i giryânum
Uyarur halkı efgânım / kara bahtum uyanmaz mı

e---Şeb-i hicran yanar cânum
e---töker kan çeşm-i giryânum
e----Uyarur halkı efgânım
b----kara bahtum
uyanmaz mı
“um” redif ; “ân” zengin uyak



Gûl-i ruhsârına karşu / gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu/ akar sular bulanmaz mı

f----Gûl-i ruhsârına karşu
f----gözümden kanlu akar su -----> “u” yarım uyak
f----Habîbim fasl-ı güldür bu
b----akar sular bulanmaz mı

Gâmum pinhan dutardum men/ didiler yâre kıl rûşen
Disem ol bî-vefâ bilmen/ inanır mı inanmaz mı

g----Gâmum pinhan dutardum men
g----didiler yâre kıl rûşen
g----Disem ol bî-vefâ bilmen
b-----inanır mı inanmaz mı
“en” tam uyak

Değüldüm men sana mâ’il /sen ettin aklımı zâil
Beni tan eyleyen gâfil / seni görgeç utanmaz mı

h----Değüldüm men sana mâ’il
h----sen ettin aklımı zâil
h-----Beni tan eyleyen gafil
b-----seni görgeç utanmaz mı

“il” tam uyak

Fuzûlî rind-i şeydâdır/ hemîşe halka rüsvâdur
Sorun kim bu ne sevdâdur / bu sevdâdan usanmaz mı

I-----Fuzûlî rind-i şeyd
âdur
I-----hemîşe halka rüsvâdur
I-----Sorun kim bu ne sevdâdur
b-----bu sevdâdan usanmaz mı

“dur” redif ;
“â” tam uyak (uzun hece olduğu için iki ses)


UYARI: GAZELDE HER BEYİTİN SON DİZESİNİN KENDİ ARASINDA UYAKLI OLDUĞUNU UNUTMAYINIZ.


8.
Ø Şiir tekniği çok kuvvetlidir.
Ø Divan şiirinin en güçlü şairlerindendir.
Ø Şiirlerinde Azeri Türkçesinin özellikleri görülür.
Ø Tasavvufi unsurları da işlemiştir.(bu gazelinde de vardır.)
Ø Derin ve samimi çok lirik bir aşk şairidir.
Ø Konuşma dilinde çok rastlanan ikinci kişiye hitap, seslenme biçimindeki kullanımlara yer vermiştir.
Ø Son derece sanatlı , süslü ahenkli bir dili vardır.
Ø Bu gazel Fuzuli’nin sanat anlayışını gayet güzel yansıtmaktadır.

SAYFA 121
· İstifham (soru sorma sanatı)
· Teşbih
· Mübalağa
· Hüsn-i talil
· Mecaz
· Tenasüp
· Tezat
· Teşhis
· Tenasüp
· Teşbih
· Hüsn-i talil
· Telmih

9.
Ah: Aşığın aşk acısından dolayı gönlünden göğe doğru çıkan duman ve kıvılcımlar
Bimar: aşk derdine düşmüş anlamında kullanılmıştır.
Gül-i Ruhsar: Sevgilinin yanağı rengi dolayısıyla güle benzetilir.
Şeyda: Aşk hastalığından kaynaklanan çılgınlık hali için kullanılır.Aşığın kendisidir.

Diğer imgeler:
Muradın şem’i
felek: Gök yüzü. Edebiyatta felek daha çok şikâyet yerine kullanılır. Divan şairleri tarafından daha çok yükseklik, yücelik, genişlik, sonsuzluk ve parlaklık gibi özellikleriyle anılmıştır. Âşığın çektiği acı ve ızdıraplardan dolayı ettiği âh ve figanlar de felekler kadar sonsuzdur. Felek ihtiyarlığı, dönekliği, kimseye yâr olmaması, kahpeliği gibi özelikleriyle şikâyetlere sebep olur.

10.Bu imge ve söz sanatları Divan şiir geleneği içinde sağlam bir şiir yapısıyla ahengi sağlamak , hayal gücünün büyüklüğünü göstermek,anlatımı kuvvetlendirmek ve süslü bir söyleyiş ortaya koymak için kullanılır.

SAYFA 124
11.KASİDEAHENK UNSURLARI
Ölçü :
Aruz ölçüsü (mefulü / fâilâtü / mefâîlü / fâilün )kalıbıyla…
Uyak:
İlk beyit kendi arasında uyaklı (aa) “em” tam uyak ,her beyitin son dizesi de kendi arasında uyaklı, ayrıca iç uyaklar vardır.(aşağıda gösterilmiştir.)
Redif :
Aşağıda gösterilmiştir.
Sese dayalı edebi sanatlar: Aliterasyon, asonans…Örneğin İlk beyitte “m” tekrarıyla aliterasyon vardır…
Nazım birimi :
beyit
Nazım birimi sayısı :
39
Uyak şeması :
aa /ba /ca/ da /ea /fa /ga/ ha/…
Tema:
Sultan Murad Hana ÖVGÜ
Nazım türü:
Kaside (kaside-i bahariyye)


KASİDEDEKİ İÇ UYAKLAR:
Gül devri ayş eyyâmıdır zevk u safâ hengâmıdır "ıdır" redif ; "âm" zengin uyak
Âşıkların bayramıdır bu mevsim-i ferhunde-dem

Dönsün yine peymâneler olsun tehi humhaneler “ler” redif ; “âne” zengin uyak
Raks eylesin mestâneler mutribler etdükçe nagam

Yâr ola câm-cem ola böyle dem-i hurrem ola “ola” redif ; “em” tam uyak
ârif odur bu dem ola ayş u tarabla muğtenem
….
12. 1.Nesim-i nev-bahar esdi, güller subh dem açıldı.Bizim gönlümüz de açılsın.Ey saki, meded eyle, câm-ı Cem sun.

37. Elin kaldır, dua eyle.Kasiden intiha buldu.Şimdi dua etmek hem sana müstehab hem de ehemdir.

Kasidedeki bazı beyitleri yukarıdaki gibi kurallı nesir cümleleri haline getirdiğimizde ahenk bozulmaktadır.Çünkü kasideki ahenk unsurları (kafiye,redif,ölçü,söyleyiş ve her türlü ses benzerliği) kasidenin şiirsel yönünün özellikleridir.Kasideyi kurallı düz yazı cümleleri haline getirdiğimizde şiirin kendine özgü anlatımı ve şiirsel dili ortadan kalkmaktadır.

7.ETKİNLİK
TERİM / TANIMI
Nesib :
Şiirin giriş bölümüdür.

Tegazzül
: Kaside içinde gazel söylemektir.Her kasidede bulunmaz.Şair bir yolunu bulup tegazzül yapacağını söyler.5-12 beyit arasında değişir.

Girizgah
: Nesip bölümünden methiye bölümüne geçerken söylenen ve basamak görevinde olan beyitlerdir. Şair bu bölümde övgüye başlayacağını haber verir. 1-2 beyitten oluşur.

Medhiye
: Övgünün yapıldığı asıl bölümdür.

Fahriye :
Şairin kendisini övdüğü bölümdür.

Taç beyit
: Şairin mahlasının geçtiği beyite denir.
dua Kasidenin son bölümüdür.


SAYFA 125
BÖLÜM / BÖLÜMÜN İÇERİĞİ
Nesib:
Şair bu bölümde betimleme yapar ; kadın, kış, at, bahar vs. Aşıkane duygular anlatılıyorsa nesib; afâki konular ((bahar,tabiat,bayramlar vs.)işlenmişse teşbib adını alır.Genellikle kasidelerin en uzun ve sanatlı bölümüdür.

Tegazzül:
Gazel söyleme anlamına gelir, bütün kasidelerde olması zorunlu değildir.
Methiyeden sonra şair bir fırsatını düşürüp aynı ölçü ve uyakta bir gazel söyler, buna tegazzül denir.Girizgah Şair bu bölümde övgüye başlayacağını haber verir. 1-2 beyitten oluşur.

Medhiye:
Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür.
Şiir yönü çok zayıf, dil yönü diğer bölümlere göre çok ağırdır.

Fahriye:
Şairin kendini övdüğü, sanatının diğer bütün şairlerden üstün olduğunu söylediği bölümdür.

Taç beyit:
Şairin kendisi hakkındaki yeni düşüncelerini söylediği bölümdür.
2-3 beyit bulunur.
'Nefi' çok kullanır.(Tac bir bölüm değil sadece şairin isminin geçtiği beyittir)

Dua :
Kasidenin son bölümüdür. Birkaç beyit olur.
Şair burada övdüğü kişinin başarılı, uzun ömürlü, talihinin iyi olması yönünde dua eder.

9.ETKİNLİK:
Ø BAHARİYYE
Ø ŞİTÂİYYE
Ø TEMMUZİYYE
Ø RAMAZANİYYE
Ø BAYRAMİYYE veya IYDİYYE
Ø NEVRUZİYYE
Ø RAHŞİYYE

13. Bu kaside BAHARİYYE türündedir.(kaside-i bahariyye)

14.Divan edebiyatı İran edebiyatından çok etkilenmiş ve beslenmiştir.Kasidedeki tarihi ve mitolojik isimler güç ve kahramanlık bakımından genellikle Osmanlı padişahlarına teşbih yoluyla benzetilir. Buradaki amaç anlamı güçlendirmek ve pekiştirmektir.Ayrıca övülen devlet büyüğünün ne kadar büyük ve haşmetli olduğunu vurgulamaktır.İran şairleri bütün Divan şairleri tarafından üstünlüğü kabul edilen şairlerdir. Divan şairleri de kendilerinin ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu göstermek için şiirlerinde kendilerini İran şairleriyle kıyaslarlar.

Şairin bu isimler etrafında oluşturduğu ifade biçimi ile Osmanlı İmparatorluğu 'nun güçlü yapısı arasındaki zihniyet bakımından ilişkisi ise şöyle açıklanabilir:
"Osmanlı hakanlarının Şehname kahramanlarına benzetilmesi, dönemsel bir şey değildir. Yani sadece 4. Murad'a ait değildir veya Osmanlı haşmet devriyle ilgili değildir. Henüz küçük bir beylikken bile, şairler padişahları Şehname kahramanlarına benzetir. Çünkü, derli toplu ve çok etkili tek örnek Şehname ve kahramanları olmuştur uzun süre. Osmanlı şairleri için ideal ve sembol değeri olan kahramanlar Şehname'deki İran kahramanlarıdır. Yani Osmanlı şairlerinin imge kurgulamasında ilk çalınan kapı, ortak coğrafyanın hikayesini anlatan İran mitolojisidir."

SAYFA 126 - RUBAİ
16.

AHENK UNSURLARI
ölçü Aruz ölçüsü
Uyak: “an” tam uyak
redif “söyleşelim” redif
Sese dayalı edebi sanatlar: “m, n” ünsüz seslerin tekrarıyla aliterasyon sanatı vardır.

YAPI UNSURLARI
Nazım birimi : dörtlük
Nazım birimi : sayısı 1
Uyak şeması : aaba
Tema: Sevgili
Nazım türü: Rubai

Bu özellikler rubai nazım şeklinin özelliklerini yansıtmaktadır.

10.ETKİNLİK:RUBAİ NAZIM ŞEKLİNİN ÖZELLİKLERİ
Ø Tek dörtlükten oluşan nazım biçimidir.
Ø Kafiye düzeni aaxa ya da aaaa biçimindedir.
Ø Rubailerde aşk, şarap, dünyanın türlü nimetlerinden yararlanma, hayatın anlamı ve hayat felsefesi, tasavvuf ve ölüm gibi konular işlenir.
Ø Rubai diğer nazım şekillerinden farklı olarak özel bir ölçüyle yazılır. 24 kalıbı vardır.
Ø Rubaide ilk iki dize fikrin hazırlayıcısıdır. Asıl söylenmek istenen düşünce 3. veya 4. dizede ortaya çıkar.
Ø Genelde mahlasız şiirlerdir.
Ø Rubai Edebiyatımıza İran Edebiyatından geçmiştir.
Ø Rubai’nin en büyük şairi İranlı Ömer Hayyâm (XII yy)’dır. Türk edebiyatının en usta şairleri Kara Fazlî, Azmizâde Haletî, Nâbî ve son dönemde de Yahya Kemâl’dir.

EK BİLGİ:
RUBAİ ÖRNEKLERİ
Esrârını dil zaman zaman söyler imiş
Hengâme-i gamda dâstan söyler imiş
Aşk ehli olup da mihnet-i hicrâne
Ben sabr iderin diyen yalan söyler imiş
Azmizade Haleti

Günümüz Türkçesiyle
Gönül, sırlarını zaman zaman söylermiş.
Gama düştüğü zaman destan söylermiş.
Âşık olup da ayrılık acısına,
Ben sabrederim diyen yalan söylermiş.
********************************
RUBAİ
Ol dem ki tecelliyat-ı aşk itdi zuhûr
Kıldı dil-i bî-kararı fevvâre-i nûr
Şol âteş-i aşka düşmüşümdür ben kim
Bir lem'asına tahammül itmez bin Tûr
Azmizade Haleti

Günümüz Türkçesiyle
Aşkın eserleri ortaya çıktığında,
Kararsız gönlü o nurun fıskiyesî kıldı.
Öyle bir aşk ateşine düşmüşüm ki
Bir pırıltısına bin Tûr dayanamaz.
***************************************
RUBAİ
Ya Rab dilimi sehv ü hatâdan sakla
Endişemi tezvîr ü riyâdan sakla
Basdım reh-i vâdî-i rubâîye kadem
Ta'n-ı har-ı nâdân-ı dü-pâdan sakla
Nef'i
Günümüz Türkçesiyle;
Ya Rab! Dilimi kusur ve hatadan koru.
Düşüncemi yalan ve ikiyüzlülükten koru.
Rubai vadisinin yoluna ayak bastım.
İki ayaklı anlayışsız eşeklerin ayıplamasından koru.
**************************************************
RUBAİ
Ol göz ki yüzün görmeye göz dime ana
Şol yüz ki tozun silmeye yüz dime ana
Şol söz ki içinde sanemâ vasfun yoh
Sen bâd-ı hevâ dut anı söz dime ana
Kadı Burhanettin

Günümüz Türkçesiyle;
O göz, yüzünü görmezse ona göz deme.
Şu yüz, ayağının tozunu silmezse ona yüz deme.
Ey put kadar güzel sevgili, vasfının olmadığı sözü,
Değersiz tut, ona söz deme.
*********************************************
Benim halimden haber sorarsan,
Bir çift sözüm var sana, yürekten:
Sevginle gireceğim toprağa,
Sevginle çıkacağım topraktan.
Ömer HAYYAM
*****************************************************
Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır, bu sel yatağına?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?
Ömer HAYYAM

11.ETKİNLİK
a) Rubailerde aşk, şarap, dünyanın türlü nimetlerinden yararlanma, hayatın anlamı ve hayat felsefesi, tasavvuf, ölüm , hicivlerden nükteye kadar birçok konu özlü biçimde işlenir.
b) Rubailerde gelecek, insanla ilgili evrensel değerler ve bunlarla ilgili tecrübeye dayalı bilgiler ön plandadır.Rubailer diğer şiir türlerinden farklı olarak özel bir ölçüyle yazılır.Ayrıca yoğun fikir örgüsüne sahip olduğu için rubailerde ahengi sağlamak oldukça güçtür.
17.İlk rubaide şair sevgilisine seslenerek dünyevi konular hakkında her zaman konuşabileceklerini; ama aşklarının aralarında gizli kalmasını istiyor.

SAYFA 127
TUYUĞ
18.SORU
AHENK UNSURLARI
ölçü Aruz ölçüsünün (fâilâtün / fâilâtün / fâilün ) kalıbıyla…
Uyak: “az” tam uyak
redif “olur” redif
Sese dayalı edebi sanatlar: “m” ünsüzün tekrarıyla aliterasyon; “i” ünlüsünün tekrarıyla asonans

YAPI UNSURLARI
Nazım birimi dörtlük
Nazım birimi sayısı 1
Uyak şeması aaba
Tema: Aşk
Nazım türü: Tuyuğ


12.ETKİNLİK
TUYUĞ:
Tuyuğ, Türklerin Divan şiirine kazandırdığı nazım şeklidir. Maninin Divan edebiyatındaki karşılığı sayılabilir. Klasik Türk Edebiyatında aruzun fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılan dört dizelik milli bir nazım biçimidir. Tek dörtlükten oluşur. Kafiyelenişi rubaiyle aynıdır: aaxa. Genellikle lirik tarzda olan ve aaaa şeklinde kafiyelenen tuyuğlara “Musarra Tuyuğ” denir. Manide olduğu gibi, cinaslı uyak kullanılır. Halk şiirinde 11'li kalıpla söylenen mani biçimindeki şiirlere de tuyuğ denir. Aruzun yalnız “fâilâtün - fâilâtün - fâilün” kalıbıyla yazılır.Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir. 14. yüzyıl Azerî şairi Kadı Burhanettin bu türün kurucusu sayılır. Çağdaşı Azerî şairi Nesimi ve 15. yüzyıl Çağatay şairi Ali Şir Nevai bu türde çokça ürün vermişlerdir

Özellikleri:
1. Divan Edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.
2. Kafiye düzeni aaxa ya da aaaa şeklindedir. (manide de öyle)
3. Dört dizeden oluşur.
4. Tuyuğlarda genellikle cinaslı kafiye kullanılır.
5. Tuyuğda, mani ve rubaide olduğu gibi önemli bir fikir söylenmeye çalışılır. Bu nedenle zor söylenen şiirlerden sayılır.
6. Mahlassız bir şiirdir.
7. Kadı Burhaneddin ve Nesimî bu türün ustalarıdır.
8.Halk edebiyatındaki maninin karşılığıdır.

13.ETKİNLİK:
a) Konu sınırlaması yoktur.Rubaide olduğu gibi şairler dünya görüşlerini, dini-tasavvufi düşüncelerini dile getirirler.
b) Tuyuğlarda dünya, gelecek ve insanlıkla ilgili evrensel değerler ve bunlarla ilgili tecrüeye dayalı bilgiler ön plandadır.

RUBAİ İLE TUYUĞ NAZIM ŞEKİLLERİ ARASINDAKİ BENZERLİKLER
§ İkisi de Divan şiiri nazım biçimidir.
§ Tek dörtlükten oluşurlar.
§ Aynı konuları işlerler.
§ Kafiyelenişleri aynıdır.(aaxa)
§ Aruz ölçüsüyle yazılırlar.
§ İkisinde de şair mahlasını kullanmaz.


RUBAİ-TUYUĞ NAZIM ŞEKİLLERİNİN FARKLILIKLARI
§ Tuyuğ Türklerin Divan edebiyatına kazandırdığı bir nazım şekliyken rubai İran edebiyatından edebiyatımıza geçmiştir.
§ Tuyuğ aruzun yalnızca fâilâtün / fâilâtün / fâilün kalıbıyla yazılır.
§ Manilerde olduğu gibi tuyğlarda genellikle cinaslı kafiye kullanılır.


SAYFA 129

ŞARKI

Edebiyat cevapları 2011

 

mmmmmmmm

 

klklklk

21.1717-1730 yılları arasındaki döneme Lâle Devri denir. Bu dönemde eğlence yerleri çoğalmış, İstanbul lâle bahçeleriyle ün kazanmıştır.Sa'dâbâd, III. Ahmed devrinde, İstanbul'da Kâğıthane semtinde padişah tarafından özel olarak kurulan bir eğlence yeridir. Feyz-âbâd ve Âsaf-âbâd da Sa'dâbâd'da bulunan, güzelliğiyle dillere destan köşklerdir. Eğlence yerlerinin güzelliğinden bahsederek, Nedim şiire ilk kez yaşanılan çevreyi sokmuştur. Sevgili de başında gül pembe şal olan, saçlarını billur sinesine döken, güzel kokular sürünen, gerçek, yaşayan bir güzeldir. Bu yönüyle Nedim, klâsik şiirimizdeki sevgili anlayışından farklı bir sevgiliyi şiirine konu etmiştir. Nedim'in bütün şiirlerinde musiki önemli bir yer tutar.Şiiri sesli olarak okuduğumuzda bunu farkederiz. İstanbul Türkçesiyle yazılan bu şiirde şuh bir hava seziliyor. Şair kendini bülbüle, sevgilinin yüzünü aya ve saçlarını samur kürke benzetir. Bütün âlemin sevgiliye âşık olduğunu söyleyerek mübalâğa yapmıştır.

22.Şarkıya yaşama sevinci, dünyadan zevk alma gibi duygular hakimdir.Şarkıda işlenilen sevgili teması ; coşku, heyecan ve güzellik duygularının uyanmasına sebep olmaktadır.Buna bağlı olarak da coşkulu, lirik bir ifade biçimi ortaya çıkmaktadır.
23.Şarkıdaki benzetmeler:
1.birimde aşık kendini bülbüle benzetiyor.
3.birimde sevgilinin yüzü ay'a
4.birimde sevgilinin göğsü billura
saçlarını samur kürke
gerdanını kâfur'a ( kâfur: Kâfur ağacından elde edilen, hekimlikte kullanılan, beyaz ve yarı saydam, kolaylıkla parçalanan, çok ıtırlı bir madde)
5.birimde şair (aşık) kendini bülbüle sevgiliyi güle benzetiyor.
Sevgili başında gül pembe şal olan, samur kürke benzeyen saçlarını billur sinesine döken, güzel kokular sürünen, herkesin aşık olduğu arzuladığı ay yüzlü bir güzeldir. Tasvirler gerçekçidir.

25.Şarkılarda geniş halk kitlelerine seslenildiği için dilinin yalın olmasına özen gösterilir.
26.Nedim (1681-1730)Nedim, 1681'de İstanbul'da dünyaya geldi. Fatih Sultan Mehmet devrinde yaşayan soylu bir aileden geldiği bilinir. Babası Mehmed Efendidir. Dedesi Musluhiddin Efendi, Sultan İbrahim dönemi kazaskerlerindendir. Nasıl bir eğitim aldığı kesinlikle bilinmiyor. Ancak bazı kaynaklardan öğrendiğimize göre Şeyhülislam Ebezade Abdullah Efendi'nin başkanlık ettiği kurul önünde sınavdan geçerek, hariç müderrisliği payesini aldı. Bir süre sonra Mahmudpaşa mahkemesinde naiplikle görevlendirildi.
Sadrazam Ali Paşa ve Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından korundu. Nevşehirli İbrahim Paşa, şiirlerini çok sevdiği Nedim'i muhasipliğe seçti. Daha sonra ise kütüphanesinde hafızı kütüb görevine getirdi. Bütün zevk ve eğlence meclislerinde sadrazamın ve bazı devlet büyüklerinin nedimi oldu. Ramazan aylarında, sadrazam İbrahim Paşa huzurunda verilen tefsir derslerine katıldı. Sadrazam İbrahim Paşa aracılığı ile Sultan Üçüncü Ahmed'in bulunduğu toplantılara katılmaya başladı.
Şiirleri Sultan Üçüncü Ahmed tarafından beğenildi. Bu arada Mollakırımı medresesi (1727), Sadiefendi medresesi (1728) ve aynı yıl Nişancipaşayıatik medresesi müderrisliklerine tayin edildi. Son görevi Sekbanalibey medresesi müderrisliğiydi (1730). İbrahim Paşa'nın giriştiği, doğu dillerinden tercümeler, çalışmasına katıldı. Müneccimbaşı Derviş Ahmed Dede'nin Sahaifü'l Ahbar (Haberlerin Sayfaları), Bedrüddin Avni'nin İkdü'l Cuman (İnci Dizisi) adlı eserlerini Türkçe'ye çeviren kurulda çalıştı.
İçki düşkünlüğü yüzünden irtiaş (titreme) hastalığı ve illeri vahime (korku) hastalığı çeken Nedim'in, Patrona Halil isyanı sırasında bir buhran geçirerek öldüğü ileri sürülür. Müstakimzade'nin, isyanda kaçarken Beşiktaş'daki evinin damından düşerek öldüğünü belirten ifadesi ispatlanmış değildir.
Nedim dinin bazı yasaklarına karşı çıkmış, bu da onu tasavvufi düşüncelerden uzaklaştırmıştır. Nitekim şair de eserlerinde kadın, içki gibi şuhane unsurları işlemiştir. Ona göre yaşamanın temel amacı dünya zevklerini tatmak, eğlenmekti.
Başlıca eseri Nedim Divanı'dır. Mahallileşme akımının öncüsüdür. Divan edebiyatındaki soyut sevgili ve mekanlar Nedim'in şiirlerinde somuta dönüşür. Yani sevgilisi hem beşeri aşkı anlatır hem de gerçektir. Zevk, eğlence, içki şiirlerinin temelini oluşturmuştur. Soğuk ve yapmacı anlatımdan kaçınmış, anlatmak istediklerini içten bir şekilde şiirlerine dökmüştür. Bunları da daha çok gazelleriyle anlatmıştır.
Büyük şair, divan şiirinin katı kurallarına herkes gibi uysa da, bazı yenilikler yapmaktan geri durmamıştır. Örneğin bazı eserlerinde aruz yerine hece ölçüsü kullanmıştır.
Nedim divan şiirinde çığır açmış büyük bir şairdir. Ne var ki onun değeri öldükten çok sonra anlaşılmıştır. Şair ayrıca İstanbul aşkıyla da tanınır. Zaten İstanbul şivesi akımının da öncüsü Nedim'den başkası değildir.

27.Okuduğumuz şarkı Nedim'in edebi kişiliğini ve epiküryen hayat anlayışını yansıtmaktadır.Şair şiirde somut bir sevgiliyi içten bir şekilde anlatmış, Lale Devri'nin eğlencelerine ve mekanlarına yer vermiştir.

devam

MURABBA (KAFİYE-REDİFLERİ)

Nedendir bilsem ey bülbül figânın
Açarsın ellere râz-ı nihânın “ın” redif ; “ân” zengin uyak
Niçin hâr-ı belâdır âşiyânın
Vefâ-dâr olmadı mı gül-sitânın

Dem-â-dem ney gibi efgân edersin
Diken zahmıyla bağrın kan edersin “edersin” redif ; “an” tam uyak
Dilinle sırrını dest
ân edersin
Sana yâr olmadı mı dil-sitânın

Tenin hâkister etti nâr-ı âhın
Dükenmez dâhı âh-ı subh-g
âhın “ın” redif ; “âh” zengin uyak
Oluptur keşf-i râz etmek gün
âhın
Anınçin hâr-ı mihnettir mek
ânın

Var öğren aşk işin pervaneden sen
Ki olmuş ana âteş sahn-ı gülşen “en” tam uyak
Nedir bu girye vü feryâd u şiven
Kokarken güllerini bûsit
ânın

Visâl-i nev-bahâra olma hurrem
Dolu hâr-ı cefadır bâğ-ı âlem “em” tam uyak
Yürü Aşkî gibi eyle dem-â-dem
Duâ-yı devletin şâh-ı cih
ânın

NOT : HER BENDİN SON DİZESİNİN KENDİ ARASINDA UYAKLI OLDUĞUNU UNUTMAYINIZ.


17.ETKİNLİK
Murabba Özellikleri
§ Nazım birimi bent olan nazım şekillerinden biridir.
§ Kafiye düzeni aaaa, bbba, ccca
§ Genellikle 4 ile 8 dörtlükten oluşur.
§ Her konuda murabba yazılabilir. Ancak dini ve didaktik konular ile övgü, yergi, manzum mektup, mersiye vs. türlerde murabba nazım şekli daha çok kullanılmıştır.
§ Aruz kalıbıyla yazılır.
§ Önemli murabba şairleri Aşki, Muhubbi, Hayreti, Taşlıcalı Yahya Bey, Fuzuli sayılabilir.
§ Divan edebiyatında 15. yüzyılda sultanü’ş-şuara (şairler sultanı) unvanlı Ahmed Paşa tarafından kullanılmıştır.
§ Tanzimat edebiyatında da Namık Kemal bu türün başarılı örneklerini vermiştir.
§ 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şarkı şeklinde bestelenen eserlerin büyük bir kısmı murabba tarzında yazılmıştır.

30.
§ Aruz ölçüsüyle yazılması
§ Murabba nazım şeklinin kullanılması
§ Bent nazım birimiyle yazılması
§ Divan şiiri mazmunlarının(gül-bülbül) kullanılması
§ Sanatlı bir söyleyiş olması
§ Arapça, Farsça sözcük ve tamlamaların kullanılması


BENZERLİKLERİ

§ Bentlerle yazılmaları

§ Aruz ölçüsü

§ Dil özellikleri

§ Temaları

§ İfade biçimi

§ Divan şiir geleneğine bağlı yazılmaları

Devam

KAFİYE VE REDİFLERİ
Sâkî getür ol bâdeyi kim dâfi’-i gamdur “dur” redif; “m” yarım uyak
Saykal ur o mir’âta ki pür jeng ü elemdür

Dil-besteleriz bizden ırağ eyleme bir dem
Ol bâdeyi kim nûr-ı dil ü dîde-i Cem’dür


VASITA BEYİTİ
Mâ rind-i sabûhî-zede-i bezm-i El
est’îm “im” redif ; “est” zengin uyak
Pîş ez heme dürdî-keş ü pîş ez heme mestîm


35. Divan şiirinde ritim uzun ve kısa seslerin ritmine bağlıdır.Aruz ölçüsünün uzun ve kısa seslerle sağladığı bu ahenk şiirin aruz kalıbına göre okunduğunda kendisini gösterecektir.Divan şiirinde kullanılan her türlü ses benzerliği temanın belirlediği vurgu ve tonlama şiirin değerini etkilemektedir.

18.ETKİNLİK
Terkib-i Bent Özellikleri
§ Terkib-i bend bentlerden oluşmuş bir nazım şeklidir.
§ Her bent 5 ile 10 arasında beyitten oluşur.
§ Bentlerin sayısı 5 ile 12 arasındadır.
§ Bentlerin kafiye düzeni gazeldeki gibidir.
§ Her bentin sonunda “vasıta beyti” adı verilen bir beyit bulunur. Vasıta beyti her hanenin sonunda değişir. Eğer değişmiyorsa terci-i bend olur.

I. Bend: aa ba ca da ea … vv
II. Bend: bb cb db eb fb … yy
§ Hemen her türlü konunun ele alınabildiği terkibi bend edebiyatımızda çok kullanılmıştır. 7.özellikle Naat, mehdiye, hicviye vb. Nazım türleri, sosyal konular, din, tasavvuf ve felsefe konuları, terkib-i bend nazım şekli ile rahatlıkla anlatılmıştır. Ancak terkib-i bendin başlıca konusu mersiyedir.(Bâkî’nin Kanunî Mersiyesi, Şeyh Gâlib’in Esrâr Dede Mersiyesi)
§ Aruzla yazılır.
§ En önemli terkib-i bend üstadı Bağdatlı Ruhi’dir. Tanzimat şairi Ziya Paşa da önemli bir isimdir.


devam

20.ETKİNLİK
DİVAN EDEBİYATININ KAYNAKLARI
İslam kültürü kaynağından beslenen ve özellikle başlangıçta Fars (Iran) edebiyatını örnek alan Divan edebiyatı, içerik yönünden değişik unsurlara dayanmaktadır. Divan edebiyatının iç zenginliğini ve özünü oluşturan, onu iyi anlamak için bilinmesi gereken birçok eski kültür unsuru vardır.
Divan edebiyatının dayandığı kültür kaynaklarının başlıcaları şunlardır:
İslam inançları (ayetler ve hadisler)
Islami bilimler (tefsir, kelam, fıkıh)
İslam tarihi
Tasavvuf felsefesi, terimleri
İran mitolojisi (kişiler ve olaylar)
Peygamberlerle ilgili öyküler, mucizeler, efsaneler, söylentiler..
Tarihi, efsanevi, mitolojik kişiler ve olaylar
Çağın bilimleri
Türk tarihi ve kültürü
Dönemin edebiyat anlayışı
Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalar
İslam dininin benimsenmesinden sonra, Kuran’ın Arapça olmasından dolayı pek çok toplumun kültür dili değişime uğradı. İranlılar 9. yüzyılda edebiyat ürünlerini, Yeni Farsça diye adlandırılan bir dille vermeye başladılar. İran edebiyatının bu ürünlerinden Türk edebiyatı büyük ölçüde etkilendi. Öte yandan Anadolu’da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapça ve Farsçayı kullandılar. Bu durum edebiyat dilinin değişmesine de sebep oldu. Özellikle saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapça ve Farsça yazmaya başladılar. Arapça ve Farsça sözcükler zamanla Türkçeye de yerleşti. Osmanlı Devleti döneminde bu üç dilin karışımıyla Osmanlıca denen bir dil ortaya çıktı. Divan edebiyatının dili de Osmanlı Türkçesiydi.

37.Divan şiirinde Arapça ve Farsça kelimelerin sıklıkla kullanılmasının sebepleri:
v İslam medeniyetinin etkisi
v Aruz ölçüsü:Türkçede uzun ses olmaması, seslerin uzunluk ve kısalık esasına dayanan aruz öcüsünün uygulanmasını zorlaştırmıştır.Çıkış yolu olarak aruza uymayan Türkçe sözcükler yerine uzun ve kısa seslerin bulunduğu Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmaya başlanmıştır.

38. Gelenek, divan edebiyatı asırlarında her yeni yetişen şairi, kendinden önce ne mevcut olmuşsa değiştirmeden onu devam ettirmeye, nesilden nesile devralınanı kabullenmeye mecbur kılmıştır. Bütün bu çağların anlayış ve itiyatları zemininde geleneğin süre getirdiğinin dışına çıkmak, sanatın dışına çıkmakla eş değerde bir mâna taşır. Şairin bu edebiyatın bünyesinde yer alabilmesi, bir şair olarak kabul görmesi için ilk şart geleneğe mutlak surette uyması, her şair gibi onun da kendisinden istenileni eksiksiz ve kusursuz olarak yerine getirmeye çalışmasıdır. Böyle hareket etmediği takdirde acemi ve ehliyetsiz bir şiir heveslisi sayılması kaçınılmazdır.Bu edebiyatın disiplinini kabul ettikten sonra şairden beklenen, kendisine geleneğin tanıdığı imkân ve sınırlar içinde, müesses değer ölçülerine en uygun ve en üst seviyede sanat göstermesidir.
Bir Divan şairinin ele alabileceği konular, şiirinin dolaşabileceği ilham sahaları gelenek tarafından daha asırlar öncesinden seçilmiş olduktan başka, bunların hangi unsurlarla ve nasıl işleneceği de değişmez estetik prensiplere bağlanmıştır. Geleneğin sınırlı şekilde sunduğu konulardan birini şair o zamana kadar benimsenmiş unsurları bir tarafa bırakarak onlar yokmuşçasına doğrudan doğruya kendi gözlemlerini, bireysel duygu ve düşüncelerini hazırladığı unsurlara dayanarak işlemek serbestlik ve cesaretini kendinde bulamaz.
Divan şairi, kendisine geleneğin getirdiği hazır unsur ve malzemeden hareket etmek durumundadır.Belirli konular ve duygular etrafındaki bu hazır unsurlar divan şiirinin değişmez motiflerini(mazmunlarını) meydana getirir. Bu motifler sistemindeşairin ele alacağı her unsur, geleneğin önceden belirlemiş olduğu ilgiler ve imajlarla kapalı bir daire teşkil eder. Bunlardan her birinin beraberinde başka neleri getireceği, nelerle birlikte ele alınacağı, çağrıştıracağı unsurlar, hangi imajlarla kullanılacağı önceden bellidir.

Devamı Burda Tıkla

661
0
0
Yorum Yaz